22 Mayıs 2011 Pazar

2011 KPDS ilkbahar (22 Mayıs 2011) dönemi sınav soruları ve cevapları

KPDS 2011 ilkbahar dönemi soru ve cevapları ÖSYM tarafından açıklandı:

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Izdırâb dolu, rüyâdır bu hayât,
doğmuşuz ölmek üzere, değil mi?
Zevk ile geçerse de, birkaç sâat,
dert kovalar, zevklerin her birini!

Gideriz her an, cehil ve gafletle,
ölüm denizi dibine hasretle.
Türlü mihnetle ve bin meşakkatle,
mahvu perişân eder dünyâ bizi.

Biz ise seyr eyleyip, bu bünyâdı,
ararız halkı için, nedir bâdî.
Hâlıkı, halkı ve sırr-ı îcâdı,
bilmek isteriz Hakkın hikmetini.

Fakat, Hakkın koyduğu sırrın halli,
kulun aklı ile olamaz, bes belli.
İnsâna acz ve gaflet ve cehli,
ettirirler sehv içinde sehvi.

20 Mayıs 2011 Cuma

Sevgilimle Geziyorduk El Ele

Sevgilimle geziyorduk el ele,
Haberim yok, bakmışım bir çiçeğe.
Utanmadın mı dedi ve ekledi:
Ben varken nasıl bakıyorsun güle?

19 Mayıs 2011 Perşembe

O can ki, dostunu bilmez, niçin talepte değil,
eğer bilirse onu, ya niçin tarepte değil?

Perde olursa nefs-i emmâre, ona her dem,
niçin, mücâhede-i düşmen-i laînde değil?

Aceb değil mi ki dil, tenbel ola dilberden,
niçin mütâlebe-i dilber-i acepte değil?

Ne hâil oldu, gönül bedrine hüsûf erdi,
niçin şemsin ziyâsını, bu meh, talepte değil?

18 Mayıs 2011 Çarşamba


Ah, meded Allahım sendendir, meded,
aklım alındığı yerlere geldim.
Duâmı kabûl edip, eyleme red,
sînem delindiği yerlere geldim.

Hep, âh ile zârdır, âşıkın işi,
kan ile karıştı gözümün yaşı.
İnci, mercan olmuş toprağı, taşı,
cevher bulunduğu yerlere geldim.

Dağların başına, bulutlar çıkar,
bağrımın içinde, şimşekler çakar,
Firdevs-i alâdan, bir servi çınar,
çıkıp salındığı yerlere geldim.

Sünbülün davâsı, servi dal île,
bülbülün sevdâsı, bahâr gül île,
Muhabbet sunarken, Hakîm dil île,
gönlüm sızladığı yerlere geldim.

Ah! Şimdi bir, ele geçse nigâhın,
bilemedim kıymetini dergâhın.
Âlem-i ervâhdan, bir şems-ü mâhın,
nûrunu saçtığı yerlere geldim.

17 Mayıs 2011 Salı

Teshîr edici gözler neşe verici sözler

Teshîr edici gözler, neşe verici sözler,
hepsi hayâl oldular, ayrılık yamân oldu.
Derin derin bakışlar, içli bir hayât gizler.
dertliyim, görmiyeli, bir hayli zamân oldu.

Tâlih yüzüme gülüp, bana sevdirdi seni,
hasret de, elem gibi, yaktı bitirdi beni.
Ben geleceğim artık, bekleyemem gelmeni,
kalbimi zulmet bastı, gözlerimde kan doldu.

Mecnûn olmuş gezerim, aşkınla bunca yıldır,
yâ bu aşkla öleyim, yâhud yanına aldır.
Ayrılık perdelerin, bir bir gözümden kaldır,
en kıymetli günlerim, ne çâre hicrân oldu.

Seni kalbime koydum, yâd ellere bakmadım,
en muallâ dost gibi, dilimden bırakmadım.
Ben bir masûm bir kulum, başka yola sapmadım,
derim ki, candan yakın, bana bu cânan oldu.

Hayâller perde perde, gelir geçer gözümden,
hasretlik çizgileri, okunuyor yüzümden.
Sizi sevdim diyorum, aslâ dönmem sözümden,
ben râzıyım aşkımdan, bana bu, dermân oldu.

Mâziyi eşme sakın, yüreğim kan ağlıyor,
o eski hâtıralar, hep bir bir canlanıyor.
Birçok tanımıyanlar, beni mecnûn sanıyor,
ve diyorlar bu sarây, vaktsiz vîrân oldu.

Ayrı kalalı beri, dünyâ bana zındandır,
kalbimde neşe sürûr, eğer varsa, ondandır.
Benim en azîz dostum, senelerce filândır,
istemiyerek isim, bir kalıp (filân) oldu.

Sevmenin sonu var mı? ben, yok zannediyorum,
ve benim gibi âşık, cihânda yok diyorum.
Öyle temiz, öyle saf, bir aşkla seviyorum,
kalbim, sessiz, dalgasız, engin bir ummân oldu.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da, ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da, ibret al!
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da ibret al!

Pâdişâh olsan da, derler “er kişi niyyetine”,
Var, musallada yatan mevtâya bak da, ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?