9 Haziran 2011 Perşembe

Güzelliği o kadar çok görünür,
ona bakış, ne kadar çok olursa.

8 Haziran 2011 Çarşamba

Ey gönül, yaktı vücûdum, o gizli nârın senin,
fışkırıp çıktı semâya ah ile zârın senin!

Çok garîp bir divânesin, niçin hiç uslanmazsın?
Herkesin rüsvâsı oldun, yok mudur ârın senin?

Ebedî aşk tuzâğına düşdüğün günden beri,
meyvemi verecek aceb, soldu bahârın senin?

Alamadı hiçbir kimse, sonsuz sırrından haber,
saçmadı bûy-i letâfet, misk-i tâtârın senin.

Haklısın sen! Kıssa-i cânânı izhâr eyleme!
Tatmadan anlamaz aşkı, yâr-u agyârın senin!

7 Haziran 2011 Salı

Çün ezelde, kün deyip ol perverdigâr,
bir bedîa halk edip, o kirdigâr.
Rûh deyû nâm eyledi, ol dilbere,
künhünü bildirmedi âcizlere.

Bu değildi, âlem-i halkdan, meğer,
âlem-i emr-i Hudâdır muteber.
Şöyle fermân eyledi, Rabb-i muîn,
âmir ol nefse, ona uyma sakın!

Çünki rûh, emr-i Celîli dinledi,
ol mübârek, gör ki, ol dem neyledi:
Tuttu fermân-ı Hudâyı, o latîf,
başladı seyr-ü sülûke, ol şerîf.

Aşk-ı Hakla, uçtu cevlân eyledi,
çok âlemler gördü, seyrân eyledi.
Buldu bir âlem ki, nâ mahdûd idi,
mâ verâ-i Arşa dek, memdûd idi.

Öyle vâsi ki, bulunmaz gâyeti,
şâmil olmuş, Arş-ü nâr-ü Cenneti.
Her hakâyık, orda etmişdi zuhûr,
cism-ü cismânî değildi, cümle nûr.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Cânân elinden gelmişim, fânî mekânı neylerim,
Ol mülke meylim salmışım, ben bu cihânı neylerim.

Hep itibârım atmışım, âşıklığa el katmışım,
Ben nefsi dosta satmışım, bu düşmanı neylerim.

Aşkı tabîbim kılmışım, derdinde derman bulmuşum,
Abdülhakîmi görmüşüm, yünâniyânı neylerim.

Marifet tadın almışım, fenâ tahtına varmışım,
Mahfice sultân olmuşum, dünyâ varlığın neylerim.

Her ne gelirse yahşîdir, zirâ o dostun bahşıdır,
Çün cümle onun işidir, ben bed gümânı neylerim.

Gerçi zemân devran ile, pîr etdi cismim şân ile,
Gönlüm civândır can ile, pir-ü civânı neylerim.

Yâri bana bes görmüşüm, ağyârı dilden sürmüşüm,
Ünsile tenhâ durmuşum, ben ins-ü cânı neylerim.

Dilden dile bin tercüman, varken ne söyler bu lisan,
Çün cân-ü dildir hem zebân, nutk-u beyânı neylerim.

Şimdi! cemîi halkdan, müstağniyim billâhi ben,
Hallâk-ı âlem var iken, halk-ı zamânı neylerim?

27 Mayıs 2011 Cuma

Cihânda iki türlüdür, mürâi,
ki aldatır bunlar, fakîri, bâyi.

Birisi, yürür eski kisvetle,
ki, zâhid sanılsın bu sûretle.

Saf kimseleri bunlar, yemek ister,
kendilerine dervîş denmek ister.

Giyerler, yamalı, eski câme,
dilerler böyle görünmek avâme.


Haftalar geçer taramaz sakalın,
ki, desinler, unutmuş kendi hâlin.

İkincisi ise, ehl-i riyânın,
işit imdi alâmetlerin ânın.

Gider ardınca dâim nîk-i nâmın,
diler makbûlü ola hâssu âmmın.


Güzel kumaşları dikdirir ince,
giyinir hergün moda âdetince.


Nasîhat verir, kitâb yazar durmaz,
âlim geçinir, namâz bile kılmaz.
O taraftan kemâli noksân kabûl eylemez.
Bu tarafdan şerefin, söze, ölçüye gelmez.

24 Mayıs 2011 Salı

Önceden, evden birşey getirmedim ben,
ben de ve her şeyim de, sendendir senden!